M. İhsan Arslan19 Ekim 2007, Cuma
ABD, sınır ötesi harekata neden panikte?
Tezkere ve sınır ötesi operasyon gündeme geldiğinden beri Washington'da bir telaş bir panik !
Önce Dışişleri ve Savunma Bakanları, yardımcılarını Moskova üzerinden apar topar Ankara'ya gönderdi.
Derken Pentagon ardı ardına açıklamalar yaptı.
Ve tezkere TBMM'de oylanırken Başkan Bush da konuşma veya uyarma ihtiyacını duydu.
İyi ama neden?
ABD'deki bu panik Barzani ve hatta PKK'da bile yok.
Irak'lı liderlerin devreye girmesi de Washington'un baskısından.
Söyler misiniz ABD niçin bu kadar telaşlı?
Hem Türkiye, K.Irak'a daha önce 23 kez girmedi mi?
O zaman susan ve hatta teşvik eden Washington'da bugün var olan tedirginlik niye?
Bu sorunun cevabı şudur:ABD böyle bir harekatla bütün plan ve projelerinin akamete uğrayabileceğini düşünüyor.
Washington malum, Irak'a çöl safarisi yapmaya gelmedi.
Amacı, BOP'u hayata geçirmek, yani İsrail'in geleceği ile petrolü güvenli hale getirmektir.
Bunun için de K.Irak coğrafyasında Bağımsız Kürdistan olmazsa olmazdır.
Siz bakmayın Washington'un Irak'ın toprak bütünlüğünü istiyoruz demesine!
Böyle bir şeyi isteyen Şii, Sünni çatışmalarını tetiklemez ve çatışma
ortamlarını inşa etmez.
İşte amacı BOP'a erişmek olan ve bunun realizesi için finale geldiğini
düşünen ABD, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonu ile pişirmiş olduğu
aşına su katılacağını düşünüyor ve onun için panik atak görüntülerini
veriyor.
Washington'a göre Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi harekat
ısrarındaki amaç, gerçekte PKK'yı etkisizileştirmekten ziyade Bağımsız
Kürdistan'a dur demeye matuftur.
ABD'ye göre Türk askerinin K.Irak'a girip çıkmaması ve orada tampon bir
güvenlik bölgesini tesis etmesi, güçlü ihtimaldir. Böyle bir şey ise
projenin, yani Kürdistan devleti ilanının etkilenmesi ve hatta akamete
uğraması demek olacaktır.
İşte Washington bunun için paniktedir.
Değilse daha önce 23 kez Kandil'i döven TSK'ya neden itiraz etsin ki?
Bazıları farkında değil.
Bu tezkere ve ona karşı isyanlar, aslında Kürdistan Devletinin dolaylı mücadelesidir.
Bu mücadele ABD kararlılığı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşı kararlılığı ile sabittir.
Peki AKP hükümetinin tavrı mı?
Tıpkı TSK gibi kararlı bir görüntü vermeye çalışıyor ama tutumunda,
durumu kurtarmak ve tarihsel sorumluluktan sıyrılmak için tiyatro
yapıyor gibi kuşkular da söz konusudur.
Haksızlık etmek istemeyiz ama AKP, bu bağlamda çok güven vermiyor.
Dileriz yanılırız ve AKP de, ABD'nin finaline geldiği bölge dizaynı
projesine dik durup meydan okur... Aksi halde tarih, Erdoğan için
ikinci Damat Ferit diye not düşecektir..
GÜRLEME, YAĞ...
Erdoğan'ın hedefi harekat mı, kıskaç mı, blöf mü?
AKP
matbuatı risk taşıdığı, dengeleri sarsacağı ve keyiflerini bozacağı
gerekçesi ile sınır ötesi harekatı hiç mi hiç istemiyor. AKP'li
kalemşorlar Başbakan Erdoğan'ın son tutum ve tavırlarını da geçmişte
Öcalan'ın sınır dışı edilme sürecinde Suriye'ye takınılan devlet
tavrıyla örtüştürüyor ve hadiseyi kıskaç operasyonu olarak
yorumluyor... İlk bakışta benzerlik var gibi görünen iki hadise
gerçekte farklıdır. Evet Suriye kıskaca alınmıştı ama bugün ABD'yi
Suriye benzeri bir kıskaca alamazsınız. Keza Irak ve K.Irak liderleri
de Washington güdümlü olduğu için ne kıskaca alınabilir ne de tehdide
boyun eğer. Dolayısı ile devletin takındığı iki tutum arasında, içerik
açısından büyük farklılıklar var. Suriye o gün eğer direnseydi çok iyi
biliyorum, önce deniz yolu ile ablukaya alınacak, ardından da diğer
fiili kuşatmalar gündeme gelecekti. Oysa bugün, bunu ABD'ye yapmanın
imkanı yoktur. Dolayısı ile kıskaç ve buradan sonuç çıkarma yaklaşımı
gerçekçi değildir. Türkiye, gelinen bu noktadan sonra sadece gürleyerek
sonuç alamaz. Mutlaka ama mutlaka yağmalıdır. Dolayısı ile tezkereden
sonra sınırın ötesine geçmek, artık sadece güvenlik değil aynı zamanda
beka sorunu haline gelmiştir. Yok bu yapılmaz ve hâlâ sözde diplomatik
tüluatlara devam edilirse, Türkiye'nin blöfçü olduğu bütün dünyaya
kanıtlanır ki böyle bir şey esarete girmekle eş anlamlıdır.
YORUM SİZİN...
İhsan Arslan PKK, DTP ve Barzani için dün bize ne dedi?
AKP
Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan önceki gün yazdığımız "Kim bu
İhsan Arslan" başlıklı yazımız üzerine aradı ve şunları söyledi:
"Sabahattin Bey ben PKK'lı, DTP'li ve Barzanici değilim. Onlara
sempatim de yok. Hayatımın hiçbir döneminde de PKK yandaşı ve
sempatizanı olmadım. Ben dinci ve etnik terör dahil, şiddetin her
türlüsüne de karşıyım. Mazlum-Der Başkanlığı dönemimde bunu fiili
olarak gösterdim. Benim söylediğim PKK ile mücadelede yapılan
yanlışlıklardır. Ben PKK ile köyleri yakarak ve halka pislik yedirerek
mücadele edilemez dedim. Bana karşı kullanılan
15 yıl önce benimle yapılan röportajda da ben, Güneydoğu halkının
Marksist ve ateist PKK'nın kucağına düşürülmesinin yanlışlığını
vurgulamaya çalıştım. Ben İslamcı kimlikten geliyorum. PKK'lı değilim.
Dahası, çetelerle beraber PKK da beni tehdit ediyor.. Barzaniyi de hiç
desteklemedim. Tersine Barzani ile Yahudilerin K.Irak'a kök saldığını
söylüyorum. Ancak bugünün konjonktüründe Barzani ile iyi ilişkinin,
Türkiye'nin lehine olabileceğini de söyledim...." İhsan Bey'in dün bize
söylediklerinin yorumunu size bırakıyoruz.
SELEFİNİ UNUTMA!
Terim ve mazlumun ahı!
Fatih Terim için hemen istifa etsin ve Norveç maçına takımı başka bir
teknik direktör hazırlasın demek, kuşkusuz Terim'e yapılacak en büyük
yanlış ve haksızlık olacaktır.. Öyle ya Fatih Hoca'nın son şansını
kullanma hakkı vardır. Her şey netice ile ölçüldüğüne göre son maça
kadar beklenmelidir.. Ancak... Maalesef böyle bir hak kullanımı,
geçmişte Ersun Yenal'a tanınmamıştır. Dahası, Fatih Terim bu
tanınmamanın sonrasında göreve gelmiştir... Hatırlayın; Dünya Kupası
elemelerinde bir iki kötü sonuç ve medyanın Hakan Şükür cazgırlığı ile
Ersun Hoca'nın ipi çekilmiş ve görev Fatih Hoca'ya verilmişti.. Oysa
Ersun Yenal'ın işinin sonunu getirme hakkı vardı. Lakin eleme maçları
bitmeden ve Ersun Hoca'nın başarısız olduğu kanıtlanmadan, Yenal kapıya
konmuştu. Dramatik olan, bu süreçte ve kendine görev teklif edildiğinde
Fetih Terim'in "Ersun Hoca şansını kullanmalıdır. Başarılı olup
olmadığı belli değildir. Bir Türk teknik direktöre bu şekilde
kıyılmamalı son maça kadar şans verilmelidir" dememesi ve bu kovulmanın
akabinde 'post'a yani teknik direktörlüğe oturmasıdır.. Eh göreve nasıl
gelirsen, öyle gidersin.. Terim de öyle gidecek galiba... Ne demişler,
alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste...
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yeni/a_haberdetay.php?hityaz=1080
Sebahattin Önkibar, 19.10.2007, Türkiye'de Yeniçağ Gazetesi