M. İhsan Arslan19 Ekim 2007, Cuma
Tezkere çıktı ama..
Tezkere 507 oyla çıktı. CHP ve MHP sağlıklı eleştiriler getirdiler ama
doğru olanı yapıp evet dediler. Bush 'zaten bölgede Türk askeri vardı,
bunlar meseleyi çözmez' kabilinden konuşurken bir yandan da Nancy
Pelosi'yi ciddi şekilde uyardı.
10 üye de imzalarını çektiler, Pelosi tasarıyı kongreye göndermelerinin
kesin olmadığını söyledi. Suriye Devlet Başkanı Başer Esad geldi ve her
konuda Türkiye'yi desteklediklerini belirtti. Suriye- İran -Türkiye
samimi ve kalıcı bir ittifak kurma noktasında. Buna Rusya ve Türk
cumhuriyetleri de katılırsa dünya dengeleri yeniden belirlenecek.
Sayın Devlet Bahçeli MHP'nin genel başkanıdır, tabii ki bizim de.
Eleştiri ve destekleri, bizim kendi fikir sistemimiz içinde yazmak
vazifemizdir. Sayın Bahçeli bazı konularda çok erken konuşuyor. 367'nin
bulunması konusunda olduğu gibi. Bir diğer örnek de; tezkereye karşı
çıkanları yeni PKK'lılar olarak niteledi.
Tezkereye karşı olan Yalçın Doğan ağır bir yazı ile cevap verdi. Şimdi
başbakana yakın olan nitelemesiyle gizli PKK'lı olarak suçladığı
Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan konusunda da yanıldı. İhsan Arslan
tezkereye evet dedi. Zaten 1 Mart tezkeresine de parti görüşü
doğrultusunda evet demişti. Kendisiyle telefonla görüştüğümde bana 'o
ikazlar geçimini Habur kapısına bağlamış bölge halkının endişesini
iletmek için yapılmıştır. Benim tezkereye karşı olduğumu ne TV'lerde ne
de gazetelerde bulabilirler. Çünkü öyle bir şey söylemedim. Ben partim
ne yaparsa onu yaparım. Ben netice almaya, kırıp dökmeden en az zararla
bu badireyi nasıl atlatırız ona bakıyorum'dedi.
İhsan Arslan'la müşterek dostlarımız bizi tanıştırdığında, ikimiz de
hayli tedbirli idik. Daha sonra, daha samimi ve açık bilgi
alışverişinde bulunmaya başladık. Asıl görüşme gerekçemiz, İstanbul
polisinin bana yönelik PKK tehdidini ifade ederek koruma verme talebi
idi. Daha sonra aldığımız istihbari bilgiler İhsan Arslan ve iki üç
tane bölge milletvekilinin de aynı tehditle karşı karşıya olduğunu
gösteriyordu.
Ankara'ya gittiğimizde kendisi ile bu konu çerçevesinde
görüştük. İstihbarat daire başkanı Ramazan Akyürek de gelerek bize bazı
bilgiler verdi.
İhsan Arslan'a PKK şiddetle karşıydı. Oysa ki kamuoyunda
bilinen, İhsan Arslan'ın Kürtçülük tarafının da mevcudiyeti yönündeydi.
Onun kanaatine göre PKK'nın bölgede etkili İslami yönü kuvvetli kişi ve
kuruluşları yok etme hedefi vardı. Bunlardan birisi de kendisi idi.
'Artık ben İslamcı değil Müslüman'ım' dese de yani siyasi İslam'ı
reddetse de insan inanç ve imanını yok edemez. Çünkü PKK öteden beri
İslam'a sıcak bakmadığı gibi, Hıristiyanları içinde barındıran bir
yapıdaydı. Sünnetsiz militanlara haçlı militanlar eklenmişti.
Temelde Marksist ve ateist bir örgüttü. 1992'de Müslüman
halkın desteğini alabilmek için bizzat Apo, DEP genel başkanlığına
A.Melik Fırat'ı teklif etmiş ama hem PKK, hem de DTP şiddet
yöneticilerinin onun İslamcı bir gerici olduğunu ileri sürüp
reddetmelerine bir şey diyememişti.
Hizbullah-PKK kavgasında bu esas önemli bir sebeptir. Öcalan,
Müslüman olmayı ve öyle yaşamayı 'Türk olmak' olarak nitelendiriyordu.
Hatırlanırsa Şeyh Sait bile Kürtçü değil, İslamcı bir
ayaklanma yaptığını, İslam'dan sapmış bir cumhuriyetle savaştığını
söyleyerek etrafına aşiretleri toplayabilmişti.
Kısacası PKK'nın arkasında Müslüman mütedeyyin bölge insanı olmazsa,
kitleleşmesi mümkün değildir. Terörle ayakta kalmaya çalışabilir. İşte
onların o bölgede kitleleşmesini engelleyen insanlardan biri de İhsan
Arslan'dır.
Kabul etmek gerekir ki din ve dini hayat birliği, bu dine
inananlar arasında farklı bir bağlılık ve kültür birliği meydana
getirmektedir. Apo bu birliği yok etmeye çalışıyor. Diyarbakır ile
Yozgat'ın birbirine benzerliğini ve irtibat noktasını yok etmek
istiyor.
Artık dost olduğumuz İhsan Arslan'la sohbetlerimizde kendi
ifadesi ile onun Türkiyeci ve Türkiye'den yana olmak konusunda
gerekçelerini kendisinin de anlattığı samimi görüşlerini dinledim.
Devlete bağlılığı bir yana ülke ve devletin yok olmasının bize ne kadar
büyük acılar getireceğini kendisi bana anlattı.
Demokrasinin de bu çizgide gelişmesinin faydalı olduğunu
söyledi. İhsan Arslanları kaybetmek veya PKK saflarına itmek, hem
Güneydoğu gerçeği ile çatışır, hem de PKK'nın onları kurşun bile
atmadan yok etmiş olduğu anlamına gelir.
Onlar yok olduğu zaman bölgenin tek sözcüsü 'bizim misyonumuz
PKK'yı terörist ilan etmek değildir. Kardeşlerimizi kınamamızı
isteyemezsiniz' şeklinde demeçler veren DTP'liler olacaktır.
Halkın aklından geçmeyen konuların bile güya sözcülüğünü yapan
DTP'liler, PKK'nın sözcülüğünü yaptıklarının bilincindedirler. MHP, bu
konularda hem gerçekçi, hem haksever olmalı, hem de tek çizgideki
düşmana yeni düşmanlar ilave etmeme konusunda da hassasiyet
göstermelidir.
Türkiye'nin menfaati budur.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yeni/a_haberdetay.php?hityaz=1081
Mehmet Gül, Türkiyede Yeni Çağ 19.10.2007