M. İhsan Arslan21 Ekim 2007, Pazar
AKP'DEN İLGİNÇ BİR MİLLETVEKİLİ PORTRESİ
Türkçe bilmediği için sınıfta ağladı
Sınır ötesi operasyona olanak veren tezkereye açıkça muhalefet
etmesiyle gündeme gelen AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan'ın
yaşam öyküsünü en iyi anlatacak sözcük 'mücadele' olsa gerek. Arslan,
ilkokula başladığında adını soran öğretmene Türkçe bilmediği için
ağlayarak cevap vermiş...
Ankara kulis
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan son olarak, sınır
ötesi operasyona olanak tanıyan hükümet tezkeresine karşı "mesafeli"
duruşuyla gündeme geldi. Arslan, genel merkezin politikasına karşı
muhalif seslerin sıkça duyulmadığı bir parti olan AKP'de sınır ötesi
harekâta kuvvetli ifadelerle karşı çıktı, bu yönde bir harekâtın
Türkiye'de yaşayan Kürtleri rahatsız edeceğini söyledi. Arslan,
muhalefetini kayda geçirdikten sonra oylamada tezkere lehine oy
kullandı. Ankara Kulisi, iktidar partisinin milletvekilleri arasında en
ağırlıklı isimlerden biri olan ancak kamuoyunun önüne çok fazla
çıkmayan Arslan'ı bugünlere taşıyan yaşam öyküsünü araştırdı. TRT'de
Kürtçe tercümanıydı
1948 yılında Sason'da doğan Arslan'ın yaşamı ilkokul yıllarından
itibaren mücadeleyle geçti. İlkokulun 1. ve 2. sınıfını komşu köyde
okuyan, teyzesinde kalan Arslan, henüz Türkçe bilmediği için okulun ilk
günü ismini soran öğretmene ağlayarak cevap verebildi. Güçlükler içinde
geçen eğitim serüveni Arslan'ı sonunda Ankara'da üniversiteyle
buluşturdu. Gündüzleri çalışması gerektiği için Ankara'daki Dil ve
Tarih- Coğrafya Fakültesi'nin Türk Dili ve Edebiyatı gece bölümüne
kaydını yaptırdı. Gündüzleri Sağlık Bakanlığı'nın hastanelerinde döner
sermaye saymanlığı yapıyordu. Hukuk Fakültesi'ne de kayıt yaptırdı ve
aynı zamanda TRT'de dış haberler servisinde Kürtçe tercümanlık yapmaya
başladı. Arslan, o yılları, "Aynı anda iki üniversite okuyor, iki iş
yapıyordum" diye anlatıyor. Arslan, hukuku üçüncü sınıfta bırakarak,
tercihini edebiyat eğitiminden yana kullandı.
Lokantacılık serüveni
Arslan, üniversiteyi bitirince Arapça öğrenmek ve dini konularda lisans
üstü eğitim yapmak amacıyla Libya'ya gitti, ancak kısa bir süre sonra
Türkiye'ye döndü. İş hayatına lokanta açarak giren Arslan, Ankara ve
İstanbul'da kebapçılık üzerine 3 işyeri işletti. Bu süreç Arslan'ı
1980'li yıllarda dış ticarete itti. Arslan, ilk işlerini İran'la yaptı,
ardından müteahhitliğe adım attı. Ankara, İstanbul ve Diyarbakır'da
inşaat işleri yürüten önemli bir müteahhit oldu.
Zaman'ı kurdu
Halen AKP Hukuk ve Siyasi İşler Başkan Yardımcılığı görevini yürüten
Arslan'ın aktif siyaset macerası Milli Görüş'ün partilerinden Fazilet
Partisi'nin son döneminde başladı. TBMM'ye AKP'nin ilk döneminde giren
Arslan'ın oğlu Mücahit Arslan ise partinin en genç kurucularından.
Mücahit Arslan, Erdoğan'ın yanından ayırmadığı, en çok güvendiği
isimlerden biri. Mücahit Arslan, Başbakan'ın makam arabasına binebilen
ender insanlardan biri. Yaklaşık 15 yıl sarı basın kartı taşıyan İhsan
Arslan, Zaman gazetesinin ilk kurucularından biri aynı zamanda. Ancak
gazete daha sonra Arslan'ın kontrolünden çıkarak, olduğu gibi Fethullah
Gülen cemaatinin mülkiyetine geçti. Bir süre Mazlum-Der Genel
Başkanlığı da yapan Arslan, 1996'da 8 Türk askerini PKK'nın elinden
almak için Kuzey Irak'taki kamplara gitmiş, bu nedenle ağır
eleştirilere uğramıştı. Arapça ve Farsça bilen Arslan, evli ve 5 çocuk
babası.
'Radikal İslamcılık'tan demokratlığa
AKP muhabirimiz Abdullah Karakuş, Arslan'la konuşarak samimi özeleştirilerini not etti.
İşte Arslan'ın Karakuş'a yaptığı açıklamalar:
- SABAHA KADAR DEVRİM YAPARDIK: İdeolojik olarak çok
hızlı bir dönem olan şu meşhur 68 kuşağı dediğimiz dönemde ben
Ankara'da üniversite okuyordum. İster istemez o hızlı dönemden ben de
nasibimi aldım. İster soldan, ister sağdan, ister dinci kesimden hiçbir
genç düzenden memnun değildi. Ütopyalarımız vardı. Ben her genç gibi
yegâne doğruyu yalnız kendime ait bilirdim. Her şeyi ben doğru
düşünüyorum, zaten ben tek başıma dünyayı değiştirebilirim sanırdım.
Evlerde arkadaşlarla oturup sabaha kadar devrim yapıyorduk. Ama şimdi,
"Hayır, her şeyin en doğrusunu asla ben düşünemem" diyorum.
- GEÇMİŞTE RADİKAL İSLAMCIYDIM: Ben geçmişimde
radikal İslamcıydım. Bunu hiçbir zaman inkâr etmiyorum. 68 kuşağında
kamplaşmalar olmuştu. Bu övünülecek bir şey değildi. Ama ben
1990'lardan sonra olayları daha objektif görmeye başladım. Halkın kendi
idarecilerini seçmesinin ne demek olduğunu anladım. Siyasete de o
yüzden merak saldım. Mazlum-Der'i kurduğumuzda sadece bizim gibi
düşünen insanları değil tüm insanları fark ettim. Kim olursa olsun
mazlumun yanında yer alma fikrim gelişti. Hatta İHD ile ideolojik
olarak farklı düşünmemize rağmen bilerek ve isteyerek aynı platformda
insan hakları mücadelesi verdim.
- DEMOKRASİYE KARŞIYDIM: Ben seçim
çalışmalarımda kendimi "Daha önce demokrasiye karşıydım, şimdi
demokrasi için mücadele ediyorum" diye tanıttım. Bu değişim uzun zaman
aldı ve daha çok Mazlum-Der yıllarında oldu. Ama siyasete girdiğimde
kendimi rahat şekilde ifade edemedim. Geçmişte insan hakları mücadelesi
verirken otokontrol ve sansürümüz yoktu.
- KÜRTÇÜ DEĞİLİM: Geçmişte Güneydoğu'da
Kürt sorunuyla ilgili büyük yanlışlıklar yapıldı. Bizim isyanımız da
bunaydı. Benim karşı koyuşum asla Kürtçülük adına olmadı. Ben hiçbir
zaman Kürtçü olmadım. İster Türk ister Kürt olsun, ona yapılan zulme
karşı koydum ben. Benim bu mücadelem sanki o gruptanmışım gibi
anlaşıldı, ama asla. Kaç kere Bosna'ya gittim ben.
- NİYE BARZANİCİ OLAYIM Kİ: Fethullah Erbaş
ile birlikte 1996'da 8 askerin kurtarılması için Irak'a gittik. O
tamamen insan hakları mücadelesi kapsamında yapılmış bir eylemdi.
Siyaseten ne PKK'nın propagandasına alet olmak istedik ne de 'buna
devlet ne der' endişesine kapıldık. 8 askerin ailesi mağdurdu.
Görüştüğüm örgüt üst düzey yöneticilerini orada ciddi şekilde
eleştirdim. Hayatım boyunca PKK'nın çizgisinde yer almadım. Türkiyeli
olmanın heyecanını yaşıyorum. Bana "Barzanici" diyorlar. Kardeşim, ben
niye Barzanici olayım? Ben illa bir adamcı olacaksam Tayyip Erdoğancı
olurum.
- HATALARIMI GÖRDÜM: Bana, "20 yıl önce
şöyle böyle demişsin" diyorlar. Niye, hangi ortamda söylemişim? Ben 20
yıl sonra o günkü dediklerimi tekrar süzgeçten geçiriyor, yanlışlarımı
bir kenara koyuyorsam birilerinin buna engel olmaya hakkı yok. Hatta
benim gibilere imkân tanınmalı. Hata yapıla yapıla insan doğrusunu
buluyor. Siz hata yaptığınızı kabul etmiyorsanız asla değişemez,
gelişemezsiniz. Birilerinin beni anlamama gayreti var.